AnasayfaAnasayfa  PortalPortal  GaleriGaleri  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

 

 


Paylaş | 
 

 KÜLTÜR VE TEŞKİLAT (İKTİSADİ HAYAT-ŞEHİR)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
TURANCI_DELİTAY
Onursal Üye
Onursal Üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı : 247
Nerden Nerden : ANKARA
Kayıt Tarihi Kayıt Tarihi : 13/02/09

MesajKonu: KÜLTÜR VE TEŞKİLAT (İKTİSADİ HAYAT-ŞEHİR)   Ptsi Şub. 16, 2009 3:02 pm

e) Şehir

Eski Türkler yaz ayları için zarurî olan yaylak hayatı dışında, kışın barınmak üzere evler inşa ediyorlardı. Asya Hunlarının kurban için binalar yaptıklarını kaydeden Çin kaynaklarına göre, Gök-Türk hakanlarının sağlam merkezleri vardı (kitâbeler: ev, bark). Esasen Türk hükümdarlarının biri yaylaklarda, öteki vadilerde, su kıyılarında olmak üzere iki merkezleri bulunurdu ve ikincisi evlerden kurulu iskân yerleri idi: İlteriş'in, Çugaykuzu (yazlık), Karakum (kışlık), İstemi'nin Akdağ'da (yazlık), Isık gölü yanında (kışlık), Tong-Yabgu'nun Tokmak (kışlık), vb... II. Gök-Türk hakanlığı kışlık başkentinin Orhun kitâbelerinin bulunduğu yerde şehir halinde olması mümkündür. Zira mahiyetini iyi bildiğimiz bu hatıraların dağ başlarına, ıssız yerlere dikilmesi bir mana ifade etmezdi. Bundan başka, kitabelerde zikredilen iskân mahallerinden Amga - Kurgan bir kale olmakla beraber, Toğubalık hehalde bir şehir idi. Uygurlar tarafından kurulan (Mo-yen-çur zamanında, 747-759) Ordu - balık (Kara-balgasun yanında) şehrinin bazı kalıntıları mevcttur. Hazarların Belencer ve Semender adlı şehirlerinden bahsetmiştik.Başkent İtil-Hanbalık hakkında İslâm kaynakları geniş bilgi vermişlerdir. İtil bulgarlarının başkenti ünlü Bulgar şehrinin harabeleri bulunmuştur. Tuna Bulgar şehirleri arasında, sarayları ve su tesisleri ile bilhassa iki tanesi meşhurdur: Pliska ve Preslav. Fakat ne diğer bir Uygur kasabası olan Bay-balık'tan, ne de doğu Gök-Türkleri şehirlerinden bir iz kalmamıştır. Bunun nedeni, belki eski Türkçede şehir manasındaki "balık" sözü ile açıklanabilir. Bu kelime aslında balçık (çamur) ifade eder. Demek ki, Türklerin kurdukları kasabalarda binalar daha çok çamur (kerpiç) ile yapılıyor, taştan inşa edilmiyordu. Veya senenin ancak yarısında kullanılan bu meskenlerin sağlam olmasına pek önem verilmiyordu. Asya Hunlarının, evlerini "dövülmüş toprak"tan yaptıklarına Çin kaynaklarında işaret edilmiştir. Ayrıca, eski Türklerin ahşap meskenler yapmayı tercih ettiklerine dair deliller vardır. Hazarların ve Volga Bulgarlarının evleri ahşaptı (yalnız İtil'de hakan sarayı ile Şarkel kalesi taş ve tuğladan inşa edilmişti). Türkler şehir surlarını bile çok kere kalın ağaç kütüklerinden (çit şeklinde) yapıyorlardı. Atilla'nın Orta Macaristan'daki başkent şehri, küçük ve büyük sarayları, halkın evleri, askerî garnizonları, silah ve erzak depoları ile baştan başa ahşap yapılardan ibaretti. Atilla'nın ve hanımının gümüş ve altın levhalar kaplı bölmelerle salonlara ayrılmış tahta oyma süsleri ile bezeli, masalar, iskemleler, dolapların bulunduğu saraylarını anlatan Priskos, bir de Romalı ustalara yaptırıldığını söylediği hamamdan bahseder. Bu münasebetle zikredelim ki Türklerde eskiden beri yıkanma yaygın bir adet halinde idi. Zira kutsal sayılan suyun insanı günahlardan temizlediğine inanılıyordu. Çin kaynaklarında Türk kavimlerinden bazılarında giyilen bir elbisenin yıpranıncaya kadar çıkarılmadığına dair olan kayıtlar mübalağa sayılmalıdır. Bu esasen imkansız olduğu gibi, yine aynı kaynaklar mesela bir Hun boyunun fertlerinin günde üç kere yıkandıklarını söyler. İtil Bulgarlarının ve Hazarların hamamları vardı. Tuna Bulgarları, Hıristiyanlığın kabulünden iki yıl sonra (866'da) Papa I.Nikolaus'a başvurarak, rahiplerin onlara haftada iki gün (çarşamba, cuma) yıkanmayı yasaklamalarından şikayet etmişlerdi. Priskos'un bahsettiği hamam da aynı geleneğin bir şahididir. Eski Türklerde yalnız siviller için değil, ordularda da seyyar hamamlar (Çerge) vardı ve bu usul Selçuklulardan Bizans'a geçmişti.

Eski Türkler, nadir de olsa surlu şehir de yaptırmışlardır. Mesela, Hun tan-hu'su Çi-çi'nin M.Ö. 36'da Çinliler tarafından yıkılan, başkenti böyle idi. Ayrıca Hunlar (ihtimal 4. asırda) Kan-suda Gu-tsang adlı bir şehir kurmuşlardı. İtil şehrinin 4 kapılı bir suru vardı. Fakat Türkler genellikle surla çevrilmiş, kapalı şehirlerden hoşlanmamışlardır (Tonyukuk'un sözleri), çünkü bu, kendilerine en tabiî gelen yaşayış tarzlarının icabı idi. Bilge Kağan'ın memlekette Çinliler gibi şehiler kurma teklifini, Türklerin artık "göçebelikten şehirlileşmeye doğru" ileri bir adım ifade eden arzusu şeklinde tefsir yerinde değildir. Kendi kültürleri ile mağrur oldukları bütün belgeleri ile bilinen Gök-Türklerin bugün batı medeniyetinin tesiri sonucu olarak üstün saydığımız yabancı bir kültüre geçmek gibi bir niyetleri yoktu. Aksi halde Türkler bunu asırlarca önce gerçekleştirebilirlerdi. Yukarıdan beri zikredilen Türk şehirleri de "yerleşik" hayat özentisinin mahsulü değildi. Esasen sadece istek ile de şehir kurulamazdı. Bunun için kesif zirahi kültüre ve olayısiyle önce köylerin teşekkülüne ihtiyaç vardı. Halbuki, herhangi bir yerde şehir meydana gelmesi için varlığı zaruri köy gurupları biçiminde iskân, hayat tarzlar icabı, Türklerde görülmemektedir. Bu nokta Peçenekler, Oğuzlar, Hazarlar ve İtil Bulgarları için bilhassa belirtilmiştir.Bununla beraber yukarıdakiler gibi, askerî mahiyette kaleler ve şehir-kaleler Türklerde mevcut olmuştur. Mesela, Gök-Türkler çağında, harabeleri hâlha da görülen Çargelen, Çumpal, Caldıvar, Atbaş, Sırdakbeg (veya Koyungar-başı), Manakeldi vb. kaleleri Tanrı dağları ve daha ziyade Isık-göl dolaylarında sıralanmış olup, stratejik olduğu kadar, ipek yolu üzerinde bulunmaları nedeniyle ticari harabelerinin rastlandığı bölgelerde bunların, askerî değerde, daha bir çok benzerleri bulunuyordu. Aspara, Kayında, Şiş-tübe, Ak-su, Ak-tepe, Tölek,sukuluk, Cul (veya Cil-arık), Çumış, Sarıg, Yakalığ kale şehirleri ve daha birçok kervansaray ve küçük kasaba, ya Karluklar tarafından kurulmuş veya Gök-Türk çağında gelişip Karluklar zamanında önemi devam etmiş yerlerdi. Hazarlar'da Şarkel kalesi müdafaa için kurulmuştu. Tuna Bulgarlarının Pliska ve Preslav şehirleri de aslında birer kale idi. İtil ve Bulgar şehirlerinin ticari yönden önemlerini söylemiştik. Tıpkı buraları gibi birçok Oğuz şehirleri de: Karacuk, Sütkent, Altun-tepe, Yengikent, Çuy-tepe, Savran, Sayram, Karnak, Turıkul-tepe, Cend, Suğnak, İşkan, Çardan, Bayır-kum vb. 10. asırda kurulmuş yine yol güzergahında ve ticarî yönden faal merkezlerdi, çünkü ticaret meselesi Bozkır Türk devletinin üzerine önemle eğildiği bir siyaset çizgisi idi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
KÜLTÜR VE TEŞKİLAT (İKTİSADİ HAYAT-ŞEHİR)
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Norveç'te Yaşam ve Norveçliler
» Hakan Şükürün Hayatı
» ÜREME VE ÇEŞİTLERİ

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Ülkücü Forum :: Ülkücülük ve Turan-
Buraya geçin: