AnasayfaAnasayfa  PortalPortal  GaleriGaleri  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

 

 


Paylaş | 
 

 KÜLTÜR VE TEŞKİLAT (DİN-GÖK TANRI DİNİ)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
TURANCI_DELİTAY
Onursal Üye
Onursal Üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı : 247
Nerden Nerden : ANKARA
Kayıt Tarihi Kayıt Tarihi : 13/02/09

MesajKonu: KÜLTÜR VE TEŞKİLAT (DİN-GÖK TANRI DİNİ)   Ptsi Şub. 16, 2009 2:39 pm

d) Gök - Tanrı Dini

Bozkır Türk topluluğunun asıl dini bu idi. Eski çağlarda başka hiçbir kavim ile iştiraki olmayan bu inanç sisteminde Tängri (Tanrı) en yüksek varlık olarak itikadın merkezinde yer almıştı. Yaratıcı, tam iktidar sahibi idi. Aynı zamanda "semavî" mâhiyeti haiz olup, çok kere "Gök-Tanrı" adı ile anılıyordu. Gök-Tanrı telâkkisinin, toprakla ilgisi olmadığı içni, avcı, çoban ve hayvan besleyici topluluklara mahsus bulunduğu, bu itibarla menşeinin Asya bozkırlarına bağlanması gerektiği genellikle araştırıcılar tarafından kabul olunmuştur. M. Eliade'ye göre "orta ve kuzey Asya toplulukları için karakteristik bir sistem olan" Gök-Tanrı, R. Giraud'a göre, doğrudan doğruya "bütün Türkler'in ana kültü" durumundadır.

Gök-Tanrı itikadının esaslarını başta Orhun kitabeleri olmak üzere, eski Türk belgelerinden az çok tesbit etmek mümkün oluyor. Tonyukuk kitabesinde çok zikredilen Tängri bazan "Türk Tängrisi" şekliyle o çağlarda "millî bir Tanrı olarak görünmektedir: Gök-Türklerin bir "hakanlık" kurması onun isteği ile olmuştur. Hakan, Türklere onun tarafından verilmiştir. Yani Tanrı Türk halkının istiklali ile alâkalanan bir ulu varlıktır. Savaşlarda onun iradesi üzerine zafere ulaşılır. Türkün ve genellikle insanların hayatına Tanrı vasıtasız müdahale eder. Emreden, iradesine uymayanı cezalandıran Tanrı bağışladığı kut ve ülüg (kıymet)ü lâyık olmayanlardan gelir alır. Ulu tanrı şafak söktürür (tan üntürü), bitkiyi canlandırır. Ölüm de onun iradesine bağlıdır: can veren Tanrı, onu isteğine göre gelir alır ("Kül-Tegin vâdesi gelince öldü. Kişi-oğlu ölmek için yaratılmıştır" Kitabeler). "Kara-yol (kanun, hak) Tanrı'dır. Kırılanları birleştirir, yırtılanları birbirine ular... İnsan diz çökerek Tanrı'ya yalvarır, kut isterse verir, atlar çoğalır, insanın ömrü uzun olur... kuzgunun niyazı bile Tanrı'ya ulaşır..." (Irk-bitig). "Doğru, insanı ve yalancıyı Tanrı bilir. Bulgarlar Hıristiyanların (Bizanslıların) iyiliği için çok çalıştılar. Onlar bunu unuttu. Fakat tanrı biliyor". İnsanlar fâni, Tanrı ebedîdir (Bulgar kitabesi).

Ne kadar dikkate değer ki, daha geç devirlerde Türkler arasında yayılan iptidaî şamanlık eski Türk Gök-Tanrı telâkkisine dokunamamıştır. Ulu Tanrı bahis konusu olduğu zaman şamanlığın adeta "sırıttığını" söyleyen M. Eliade'ye göre, Gök-Tanrı'nın izi olan Yakut Tangara Kayra hanı ile şaman fazla meşgul olmamaktadır.

Türklerde Tanrı düşüncesinde maddî gökyüzünde mânada ulu varlığa doğru bir gelişme dikkati çeker. Orhun kitabeleride Türk komzogonisini tek cümle içinde açıklayan ibare şöyledir: "Üze kök Tängri asra yagız yir kılındıkta ikin ara kişi oğlı kılınmış..." (Yukarıda mavi gök, aşağıda yer yaratıldıkta, ikisi arasında insanoğlu, yaratılmış...). Burada "Kök-Tängri"nin, gökyüzü olduğu aşikârdır. O halde Gök-Türk çağında, dünyayı kaplayan, yeryüzünde herşeyi hükmü altında tutan semanın bozkırlı gözünde Tanrı kabul edilmesi mümkündür. 10. asır Oğuzlarında da benzer bir telakki göze çarpar. İbn Falan'ın naklettiğine göre, Oğuzlar'dan biri haksızlığa uğradığı, yahut hoşlanmadığı bir iş başının geldiği zaman, başını göğe kaldırarak "Bir tanrı" der. 13. asır Uygurları da Tanrının insan veya herangi bir tasvir şeklinde tecessüm ettirilemeyeceğine inanıyorlardı. Demek ki, aslî Türk itikadında anthropomorfizm (putçuluk) yoktu.

Kitabelerin bir yerinde Tanrı ile "yer" eşit fonksiyon icra ederg ibi görünmekle beraber ("yukarıda Tanrı, aşağıda yer buyurduu için" Kitabeler), Gök-Tanrı'nın çok eski zamanlardan -belki Hunlar'dan- beri tek ulu varlığı temsil ettiğine dair deliller vardır. Hunlar devrinde, üstelik 6-8. asrlarda artık fonksiyonunu kaybetmiş olan güneş, ay, yıldız tanrılar da mevcutu. Ancak bu durum Gök-Tanrının, tıpkı semavi dinler (Musevilik, Hıristiyanlık, İslâmlık) deki gibi, tek kudret olduğu keyfiyetini gölgelendirmez. Çünkü dinler tarihinde tesbit edilmiştir ki, hiçbir din, hiçbir devirde tek itikad ve amelden ibaret olmamış, "hiçbir Tanrıya tek başına itaat edilmemiş" ve Tanrı daima kutsal sayılan ikinci derecede, yan varlık inançları ile çevrilmiştir (Semavi dinlerde Tanrı = Allah ile beraber azizlere, meleklere, resûllere, kitaplara da iman edilir). Türklerde de Gök-Tanrı yanındaki Hun devrinde güneş, ay, yıldızlar ve Gök-Türkler çağında, yer ve yer-su'lar böylece kutsallar ("aziz"ler) durumundadır (bu nedenle V. Thomsen "yer-sub" tabirini "saints" = azizler diye tercüme etmişti). 7. asır Bizans tarihçesi Th. Simocattes, Gök-Türklerin kutsal saydıkları ateşe, suya, toprağa tazim ettiklerini, fakat yalnız, yerin, göğün yaratıcısı bildikleri Tanrıya taptıkları belirtilmiştir. Yeryüzünde mevcut dinlerde "uluhîyet" konusunda araştırmaları ile tanınmış W. Schmidt'e göre de, daha Hunlarda tek tanrılığa doğru oldukça ileri bir gelişme müşahede edilen Gök-Tanrı dininde, Tanrı, Gök-Türkler devrinde manevi, büyük bir kudret haline yükselmiş bulunmakta idi. Tiflisli St. Abo (70'larda) Hazarlar'ın "bir yaratıcı tanrı" tanıdıklarını söylemiştir. Hazar başkentine Bizans'tan gönderilen St. Cyrill ile mülâkat sırasında (862'de) hâkan, Hıristiyanarın Tanrının "üçlü kişiliği" (Trinity) ne inandıkları halde kendilerinin (Türklerin) tek tanrıya iman ettiklerini belirtmişti. Bulgar Türkleri de yaratıcı tek tanrıya inanıyorlardı. (Burada yanlış bir tefsiri önlemek için beliretlim ki, Arso, Azizo, Baolsamin, Mısır'da Amon-re, İranda Ahura, Hind'de Varuno, Roma'da Mithra vb.) Hep güneşi, ayı, yıldızları temsil etmişler iken, Türklerin dininde, bunlara ikinci plânda yer verilerek, bizzat Gök, Tanrı sayılmıştır. Gök dinini bütün öteki dinlerden ayıran bu özellik, bu inanç sistemini, Orhun kitabelerinde ifade edildiği gibi, Türklerin "millî" dini haline getirmiştir. NitekimTanrı kelimesi de bunu gösterir.

Tanrı tabiri, aşağı yukarı bütün Türk lehçelerinde mevcuttur ve Türkçenin temel kelimelerinden biridir. Yazılı kaynak olarak M. önceki Çin yıllığı Shi-ki'de, imparator Mo-tun (M.Ö. 209-174)'un ünvanları dolayısiyle zikredilen "Tanrı" Çinceye "T'ien" olarak geçmiş (Konfucius'un eseri: Lun-yü'de) böylece en aşağı 2500 yıllık bir maziye sahip olduğu görülen bu Türkçe tabir sonra Moğolcaya ve diğer bazı Asya dillerine intikal etmiştir. Eski Sümer dilinde görülen ve "Tanrı"ya yakın bir mânaya gelen "Dingir" sözü ile ilgisi henüz açıklığa kavuşmamıştır.

Eski Türk din adamlarına genellikle "kam" deniyordu. Türk lehçelerinde bu kelime de yaygındır ve ilk olarak Avrupa Hunlarında görüldüğü bildirilmiştir (Atakam, Eş-kam). Gök-Tanrı dininin ne amel (ibadet) şekilleri ve "tängrilik" denilen tapınakları, ne de "tängrilik" (ırk-bitig) adı verilen din adamları zümresi hakkında başkaca bir şey bilinmiyor.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
KÜLTÜR VE TEŞKİLAT (DİN-GÖK TANRI DİNİ)
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Ülkücü Forum :: Ülkücülük ve Turan-
Buraya geçin: