AnasayfaAnasayfa  PortalPortal  GaleriGaleri  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

 

 


Paylaş | 
 

 KÜLTÜR VE TEŞKİLAT (BOZKIR İL'İNDE TEŞKİLAT-TURAN TAKTİĞİ)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
TURANCI_DELİTAY
Onursal Üye
Onursal Üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı : 247
Nerden Nerden : ANKARA
Kayıt Tarihi Kayıt Tarihi : 13/02/09

MesajKonu: KÜLTÜR VE TEŞKİLAT (BOZKIR İL'İNDE TEŞKİLAT-TURAN TAKTİĞİ)   Paz Şub. 15, 2009 5:31 pm

g) "Turan Taktiği"

Okçu süvarilerden kurulu Türk savaş birlikleri at dolayısiyle sağladıkları sürat sayesinde, (Türk ordularının "fırtına sür'ati" M.Ö. Çin yıllığı Shi-ki'de, Lâtin yazarı - IV. asır 2. yarısı - A. Marcellinus, Bizans tarihçisi Priskos ve Ermeni tarihçisi Urfalı Mateos'da belirtilmiştir), sıkı saflar teşkil eden, ağır hareketli ve kütle savaşı yapan yabancı ordular karşısında daima üstünlük sağlamakta idiler. Türk birlikleri savaşın ve muharebe sahasının icaplarna göre, aldıkları emri icrada kendi insiyatiflerini kullanmakta tam serbestlik içinde mütemadiyen dağılırlar, birleşirlerdi. Bozkır savaş şeklini bilmeyenlere "nizamsız ve telaşlı" gibi görünen (Mesl. A. marcellinus) bu akıcılık Türk ordularının en büyük avantajı idi. İşte bu esas üzerine kurulu Bozkır muharebe usulünün iki önemli özelliği vardı: Sahte ric'at ve pusu. Yani kaçıyor gibi geri çekilerek düşmanı çenbere almak üzere, pusu kurulan mahalle kadar çekmek. Bu savaş usulüne, Türk yurdunun kadîm adından dolayı "Turan taktiği" denilmektedir. Türkler kazandıkları büyük savaşların çoğunda bu taktiği tatbik etmişlerdi (Hatta daha sonraki çağlarda bile: 1040 Dandanakan, 1071 Malazgirt, 1396 Niğbolu, 1526 Mohaç vb.).

Fertleri bir askerlik havas içinde yetiştiren bozkır, Türk halkına bu sürekli başarıları sağlayan başlıca hususlardan biri, aynı zamanda savaş hazırlığı vasfında olan, daimi spor hareketleri idi. Ata binmek, ok atmak herkesin tabiî meşgalelerindendi. At yarışları, cirit, gülle atma, güreş, doğancılık (yırtıcı kuşlarla avlanma) vb. mücadele azmini keskinleştirdi. Kadınların da iştirak ettikleri çeşitli top oyunları (futbol, golf ve polo'ya benzer nevileri) Hunlar'dan beri Türkler arasında oynanmakta olup Gök-Türkler çağında Çin'e de yayılmıştı. Fakat Türklerin en önemli sporu avcılıktı. Bilhassa binlerce vahşi ve zararlı hayvanın itlâfı ile sonuçlanan sürek avları gerçek bir savaş manevrası mahiyetini taşıyordu. Çin kaynaklarına göre M.Ö. 6 yılında Hun hükümdarının idaresinde düzenlenen böyle bir sürek avın 100 bin süvari katılmıştı. Diğer bir sürek avında 700 li (aş. yk. 350 kilometre) lik bir çevre kuşatılmıştı. Altaylar'da çok eskiden beri bilinen kayakçılık, bazı araştırıcılara göre, oralardan her tarafa yayılmıştır.

Bu suretle sağlamlığını ve kudretini koruyan Türk orduları yabancılar atrafından ilk taklit edilen Bozkır müessesesi olmuştur. Türk akınlarına karşı imparator Şihuang-ti'nin inşa ve ikmâl ettirdiği (M.Ö. 214) meşhur Çin seddi maksada yeterli gelmeyince, orduda ıslahat hızlandırıldı. Önce Chou kralının enerjik kumandanı Limu, 20 yıl uğraşarak, Hun usûlünde 163 bin kişilik bir ordu hazırlamayı başardığı gibi, Şi-huang-ti zamanında ise general Mung-t'ien de 300 bin kişiyi Hun usulünde yetiştirerek Türklere karşı mukavemete girişti. Çin'de Turan taktiğini ilk tatbik eden de general Ho k'ü-ping (ölm.115) idi. Atlı birlikler teşkili yolu ile Türk silahları, bozkır Türk süvari elbisesi olan ceket, pantolon ve Hun başlığı ile çizme Çin'e girdi. Sürek avları da orada görülmeye başladı ve bu ıslahat ve taktikler Gök-Türkler çağında da devam etti.

Romalılar da 5. yüzyıl boyunca ordularını Türklerinkine uydurmaya çalıştılar. O zamanlardan itibaren yay Roma askerlerinin baş silahı oldu (İngiltere'nin Wales bölgesinde bulunan Romalıların Hun tarzında yay imalâthanesi). Bu suretle ceket, pantolon da ilk defa batıda göründü ve sonra yayıldı. Romalılar gömlek giymesini de o sırada Türklerden öğrenmişlerdi. Türk süvariliği ve techizatı en çok tesirini Bizans'da gösterdi. Orada yalnız taklit ile kalınmamış, bizzat imparatorlar tarafından bu hususta eserler de yazılmıştı. Ordusunda Türk usulüne göre geniş ıslahat yapan İmparator Herakleios (ölm. 641)'un "Tactica" adlı eserinde, 700 yılına doğru Mauriacus tarafından yazılan "Strategikon" adlı esere, diğer imparator Leon Phylosophos (ölm. 912)'un yine "Tactica" adını taşıyan kitabında Gök-Türk, Avar, Bulgar, Peçenek, Türk (Macar)'lerin silahları, techizatı, savaş usülleri tanıtılmakta ve Bizans ordusunda ıslahat lüzumu belirtilmektedir. Üzengi de Avrupa'da ilk defa Avarlar'da görülmüştür.

Ruslar daha Kiyef knezliği devrinden itibaren Hazar, Peçenek ve Kuman etkisinde, Balkan İslavları, Tuna Bulgarları aracılığı ile hem eğitim, hem techizat yönlerinden Türk tarzında askerî güçlerini meydana getirmişlerdi. Cengiz Han da 1206'da "han" ilânın müteakip devletini teşkilâtlandırırken, önce ordusunu Türk usulünde düzenlemiş, yani rütbe hiyerarşisi yerine kabile üniteis ve hizmetin çeşidine göre kuvvet mevcudu değişen eski Moğol adetini terkederek, on-başısından tümen beyine kadar kendi kabilesi (Monghol = Moğol) noyanlarından ve nökörlerinden tayin ettiği 10'lu sistem üzere büyük ve disiplinli ordusunu kurmuştur.

Buraya kadar ana çizgileri ile görüldü ki: Özel mülkiyet, serbest çalışma, imtiyazsızlık; hükümranlık karizmaya dayanmakla birlikte töre hükümlerinde ifadesini bulan zımnî anlaşma (kanunî meşrhuiyet), askerî karakter,besicilik ve imperium Bozkır devletinin özellikleridir. Bu devlete en önemli mesele, il'in bütünlüğünü korumak için zaruri kanun mevzuatının, gelişmiş hürriyet eğilimi ile bir ahenk içinde tutulmasını sağlamaktı. Bu son derecede güç bir işti. Töre sınırlamaları ile şahıs hak ve topluluk menfaatlerinin çatışmasını önleyerek sosyal düzeni yürütebilmek yüsek idare kabiliyeti isteyen bir husustu. Devlet başkanının, cesareti ve askerî bakımdan kifayeti yanında tedbirli, ihtiyatlı ve ileri görüşü, yani eski deyimle "hakim" olması da gerekiyordu. tatbikatta bu, gördüğümüz gibi, Tük ülkelerinde genellikle daima yeni şartlara göre düzenlenen törenin tam olarak yürürlükte tutulması, imparatorluk durumunda ise cemiyette halkı tedirgin etmeyen sosyal ve kültürel alışkanlıkların muhafaza edilerek, ancak huzur bozucu uygulamaların ortadan kaldırılması şeklinde tecelli ediyordu. Töre'nin hakim bulunmadığı yerde Türk İl'i dağılıyor, diğer taraftan İl-hâkanlıkların çöküş anlarında, kendi geleneklerine dokunulmayan, yabancı kütleler birer cemiyet bütünü halinde tekrar ortaya çıkıyorlardı. "Hakîm" tâbiri eski Türkçenin köklü kelimelerinden olan "bilge" sözü ile karşılanmıştır. Türk il'inde başarıya ulaşan Türk hükümdarlarına devlet adamı ve hatta hatunlara "bilge" sıfatının verilmesi, bilgeliğin Türk idarecilerinden istenen başlıca şart olduğunu gösterir. Türkler uzun bir tarihi hayatın tecrübeleri ile kazandıkları bu güçlükleri yenerek, kütleleri memnun edici siyasî teşkilâtlar kurmayı başarmışlardır. Başarınn sırrı, Türk bozkır siyaset anlayışındaki, halk ile işbirliği halinde topluluk menfaatlerini koruma prensibinden ibaret bu "bilgelik" kavramında aranmalıdır. İşaret edilen prensip, aynı zamanda, "Türkler'de devlet toprakları hükümdar ailesinin ortak malıdır" şeklindeki kanaatın yanlışlığını da ortaya koyar. Bu tarz, tipik Moğol devlet anlayışıdır ki, Türk ile Moğol'u birbirinden ayırmayan bazı araştırıcılar tarafından Türklere yakıştırılmış ve yaygınlaşmıştır. Türk devletindeki, açıklamaya çalıştığımız ülke kavramı ve meşrûiyet telâkkisi (kut) karşısında, hanedan mensuplarının çeşitli bölgelere tayinleri, yurtu şahsî mülk sayarak bölüşüm değil, idarî sorumluluğu ortaklaşa yüklenme olarak kabul edilmek gerekir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
KÜLTÜR VE TEŞKİLAT (BOZKIR İL'İNDE TEŞKİLAT-TURAN TAKTİĞİ)
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» REHBER KURAN HEDEF TURAN
» Twilight(Alacakaranlık) Fan CLuß

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Ülkücü Forum :: Ülkücülük ve Turan-
Buraya geçin: