AnasayfaAnasayfa  PortalPortal  GaleriGaleri  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

 

 


Paylaş | 
 

 KÜLTÜR VE TEŞKİLAT (BOZKIR TÜRK İL'İNDE TEŞKİLAT-ÇİFTE KRALLIK MESELESİ)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
TURANCI_DELİTAY
Onursal Üye
Onursal Üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı : 247
Nerden Nerden : ANKARA
Kayıt Tarihi Kayıt Tarihi : 13/02/09

MesajKonu: KÜLTÜR VE TEŞKİLAT (BOZKIR TÜRK İL'İNDE TEŞKİLAT-ÇİFTE KRALLIK MESELESİ)   Paz Şub. 15, 2009 5:22 pm

c) "Çifte Krallık" Meselesi

Türk siyasî kuruluşlarında görülen ikili teşkilât, "çifte krallık" diye anılan bir nazariyenin ortaya atılmasına neden olmuştur. İddiaya göre, bölüm başkanlarının hareket serbestliklerine sahip bulundukları, "birbirine paralel hükümet icra eden iki hükümdar" olarak ayrı ayrı iktidarı temsil etikleri bu sistem, aslında, irsî, dinî ve içtimaî köklere dayanmakta ve yalnız Türk "göçebelerine" mahsus olmayıp, Kırgızlar, Moğollar, Urallılar, Tibetliler, Orta Afrika ve Okyanusya kabileleri arasında da görülmektedir, ancak Türklerde bu, devlet nizamı seviyesine yükselmek gibi bir seçkinlik kazanmış bulunmaktadır. İlk bakışta çok cazip gelen bu nazariye, hiç olmazsa Türk devlet anlayışı ve âmme (kamu) hukuku bakımlarından şüphesiz tam gerçeği ifade etmemektedir. Çünkü Türklerde hakimiyette bir "paralellik" değil, mutlaka bir tarafın üstünlüğü bahis konusudur. Nazarî bile olsa bu husus hakanlık alameti ile belirlenmektedir. Meselâ Gök-Türklerde altın kurt başlı sancak daima doğu kolunun hükümdarında bulunur, onun sarayının veya otağının önünde dalgalanırdı. Çin imparatoru, 581 yılında, Gök-Türk hakanlığının batı kolunu doğudan ayırmak istediği zaman oradaki Tardu'ya bir altun kurt başlı sancak göndererek, onu Gök-Türklerin "hakan"ı olarak selamladığını bildirmişti. Bu durum diğer Türk devletleri için de böyle idi. Mesela, Asya Hun Tan-hu'su Mo-tun'un yanında onunla denk iktidarda başka bir şahıs düşünmek ve batıda Attila gibi bir devlet adamının iktidarına ortak birisini tasavvur etmek güçtür. Diğer taraftan, Türklerde hükümranlık hakkının karizmatik vasfı da buna engeldir. Bu yönden Hazarlar'da, hemen hiçbir sorumluluğu ve icra yetkisi olmayan hakanın yanında, fiili hükümdar durumundaki "bey" veya "şad" son derecede dikkat çekicidir. Aranan nokta sadece "hüküm sürmek" değil, fakat daha da önemli olarak, bir "meşrûiyet" meselesi olduğuna göre, birden fazla şahsın, aynı devlet idaresinde ve aynı kudrette Tanrı bağışı (kut) ile donatılmış kabul edilmesi zordur. Hakan yanında yabgu (Gök-Türklerde) her cihetce bir yardımcı, yine hakan yanında "bey" (Hazarlarda), "Kündü" yanında "yula" (Macarlarda), yabgu yanında "Kül-Erkin" (Oğuzlarda), hükümdarın namına bir icracı durumundadır. Ve esasen Türk siyasî teşekküllerinde bunların veya "tâbi" bölüm idarecilerinin veya kanat krallarının, devlete karşı isyanı göze alamadığı sürece, herhangi bir iddiada bulunduğu görülmez. Karizma'nın babadan oğullara intikal ettiği inancı dolayısiyle, hükümdarın ölümünden sonra, evlatları arasında vukua gelen taht mücadelelerinde ise, içlerinden biri tam başarıya ulaşamadığı takdirde, devlet parçalanmakta, iki veya daha fazla müstakil sahaya ayrılmakta, yeni devletler doğmaktadır (Hunlarda, Bulgarlarda, Gök-Türklerde, Tabgaçlarda, Türgişlerde, hatta Kara-Hanlılarda olduğu gibi).

O halde Türk amme (kamu) hukuk hükümranlık hakkının paylaşılmasını tanımamaktadır. Buna göre de devletin oldukça merkeziyetçi bir karakter taşıması lâzım gelir. Türk devletinin idaresindeki genel tutum da bunu teyid eder mahiyettedir. Asya Hunlarında T'o-ki ve Kok-le kralları başta olmak üzere yüksek makamları işgal edenler, daima ordu (başkent) dan talimat alan Hun asıllı kimselerdi. Gök-Türklerde şad'lar hükümdar ailesine mensup oldukları gibi, On-oklar'ın başındaki Cur'lar ve Erkin'ler de kendilerine, merkeze bağlı olduklarına işaret olarak, birer ok verilerek gönderilen başbuğlardı. Hatta Beşbalık gibi uzak bölgelerin başına, hanedan mensubu idareciler gönderiliyordu. Attila geniş ülkesinin doğusunda Urallar'a kadar olan kısmını oğlu İlek'in idaresinde vermişti. 630'dan önce Gök-Türk imparatorluğunun batı kanadı olan Hazar ülkesi Aşına ailesinden bir prensin idaresinde, Macarların 7 kabilesi de Hazar hakanlığınca görevlendirilen 7 "buyruk"un kontrolünde idi. Karluk Yabguları Aşına ailesine bağlanmaktadır. Uygur, Türgiş, Oğuz Yabgu devleti gibi nisbeten küçük siyasî teşekküller de şüphesiz aynı tarzda idare edilmekteydi. Meselâ Uygur hakanı Moyen-çur, henüz "Tegin" iken Oğuzların başında bulunuyordu.

Ancak İl-hakanlık (imparatorluk)'larda durum bir az farklı idi. Çünkü devlete "tabi" olan bir çok ülkeler kendi iç işlerinde serbest idiler. Meselâ Asya Hun İmparatorluğunda, M.Ö. 176 yılında bu durumda olanların sayısı 26 idi. Attila zamanında Batı Hun idaresine "tâbi" Germen, İranlı, Fin-Ugor ve İslav toplulukların yekûnu ise 25'in üstünde idi. Yabancılar herhalde bütün imparatorluklar "vassal" devletler halinde idiler. Merkeze bağlılıklar ise, hariçte temsilci bulundurmamak, dış münasebetlerini Türk devletleri aracılığı ile yapmak, belirli vergi ödemek ve gerektiğinde askerî destek sağlamaktan ibarettir. Campus Mauriacus savaşında Attila'nın 200 bin kişiyi aşan ordusunda bu "vassal"ların, Türk usulü seri harekete elverişli olmayan yaya destek kuvvetleri asıl Hun ordusundan çok fazla idi. Türk devletine ancak hükümdarları, kralları, şefleri vasıtasiyle bağlı olan bu gibi ülkeler, Türk devleti yıkıldığı zamanlarda, kendi kavmi bünyelerinden birşey kaybetmeksizin tekrar ortaya çıkıyorlardı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
KÜLTÜR VE TEŞKİLAT (BOZKIR TÜRK İL'İNDE TEŞKİLAT-ÇİFTE KRALLIK MESELESİ)
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Ülkücü Forum :: Ülkücülük ve Turan-
Buraya geçin: