AnasayfaAnasayfa  PortalPortal  GaleriGaleri  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

 

 


Paylaş | 
 

 KÜLTÜR VE TEŞKİLAT (SOSYAY YAPI-HÜKÜMRANLIK)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
TURANCI_DELİTAY
Onursal Üye
Onursal Üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı : 247
Nerden Nerden : ANKARA
Kayıt Tarihi Kayıt Tarihi : 13/02/09

MesajKonu: KÜLTÜR VE TEŞKİLAT (SOSYAY YAPI-HÜKÜMRANLIK)   Paz Şub. 15, 2009 5:17 pm

4- Hükümranlık:

Devlet, umumî tarifi ile, emretmek hak ve yetkisinin ve o emri icra etme kudretinin bir arada yürürlükte olduğu bir yüksek sosyal nizamdır. Ancak emretme hakkının itaat edenler tarafından "meşrû" kabul edilmesi lâzımdır, aksi halde devlet yok, zorbalık vardır. Meşrûluğu tanınan devletlerde, topluluklara göe, çok çeşitli olan hükümranlık şekilleri arasında ortak olmak üzere üç tip tesbit etmek mümkün olmuştur: Gelenekçi, karizmatik, kanunî.

Eski Türk hükümranlık telâkkisi, karizmatik (Tanrı bağışına dayanan) tip olarak kabul edilebilir. Bütün belgeler Türk hükümdarına idare etme hakkının Tanrı tarafından verildiğini (bağışlandığını) göstermektedir: Asya Hun imparatorunun ünvanı: "Gök-Tanrı'nın, güneşin, ayın tahta çıkardığı Tanrı kut'u Tan-hu" idi. Gök-Türk hakanları da öyle idi: "Tanrı'ya benzer, Tanrı'dan olmuş Türk Bilge Kağan", "Babam Kagan ile anam hatun Tanrı tahta oturttu", "Tanrı irade etiği için, kut"um olduğu için kagan oldum" vb. Uygur hakanlarının ünvanları da bunu ortaya koyar. Tuna Bulgarlarında da hükümdar Tanrı tarafından tahta çıkarılmıştır (Omurtag ve Melemir kitâbeleri). Hazar hakanı, eğer İbn Fadlan'ın haberleri doğru kabul edilirse, halktan tecrit edilmiş, adeta "Tanrı gibi" bir hayat yaşıyordu. Bozkır Türk hükümdarı Tanrı tarafından kut ve ülüg (kısmet) ile donatıldığı için işbaşına gelebilmektedir. Bu tarihi kayıtlardan da anlaşılıyor ki, eski Türk devletinde siyasî iktidar kavramı "kut" tabiri ile ifade ediliyordu. Bu itibarla Türk dilinin en kadim kültür kelimelerinden biri (2200 yıldan beri mevcut) olan kut'un nazarhi cephesi (yani Türklerde siyasî iktidarın mahiyeti) ünlü siyaset kitabı Kutadgu-Bilig'de açıklanmıştır. Buna göre, "Kut'un tabiatı hizmet, şiarı adalettir... fazilet ve kısmet kut'tan doğar... Beyliğe (hükümdarlığa) yol ondan geçer... Herşey kut'un eli altındadır, bütün istekler onun vasıtası ile gerçekleşir. Tanrısal (ıduq) dır... Bey, bu makama sen kendi gücün ve isteğin ile gelmedin, onu sana Tanrı verdi... Hükümdarlar iktidarı Tanrı'dan alırlar..." (Kutadgu-Bilig, 674-676, 140, 1933, 1934, 1960, 5469, 5947. beyitler). Bunlara bakılarak eski Türklerde karizmatik iktidar görüşü genel kanaat haline gelmiş olmakla beraber, arada önemli farklar göze çarpmaktadır. Karizmatik meşrûiyete bağlı topluluklar, genellikle dinî cemiyetler olduğu halde Türk siyasî birlikleri dinî vasıf taşımaz. Peygamberler veya vekiller tarafından idare edilen Türk devleti yoktur. Türk hükümdarları, insan - üstü varlık da sayılmamaktadır. Hem kendisi, hem halk onun normal bir insan olduğunun farkındadır (Kitabeler). Esasen Türklerde Kut telâkkisi sınırsız bir hakimiyete imkan tanımamaktadır. İdare yetkisi bazı şartlarla tahdit edilmiştir. Bunların başında halkı doyurmak, giydirmek, toplamak, çoğaltmak ve huzura kavuşturmak gelir (Kitâbeler). Türklerde hükümdarlık alameti sayılan büyük resmî ziyafetler (Doğu Türkler Toy, Bulgar Türkleri İçme-d(y)eme diyorlar. Şölen, şulen kelimesi Moğolcadır) ve genellikle hakan sofrasının halka açık tutulması bunun sembolik ifadesidir. "Halka, aç mısın, tok musun, diye sor... Elini açık tut.. Bir hükümdar kuldan fakir adını kaldıramazsa nasıl hükümdar olur?" (Kutadgu-Bilig, bâb 38, 54-55). Kutadgu-Bilig halkın hükümdardan istediklerini: a) iktisadî istikrar, b) Âdil kanun, c) Asayiş, olarak sıraladıktan sonra şöyle der: "Ey hükümdar sen halkın bu haklarını öde, sonra kendi hakkını isteyebilirsin!" (beyit: 2983, 5578). "Bey, iyi kanun yapın, Kanuna kendin riayet et ki halk da sana itaat etsin!" (Beyit 1458, 2111). Türk hükümdarı bu görevlerini yapamazsa kut'unun Tanrı tarafından geri alındığı düşüncesi ile iktidardan düşerdi. Gök-Türk tarihinde genç hükümdar İnal Kagan'a karşı yapılan 716 yılı ihtilâli bu gerekçeye dayanıyordu. Diğer taraftan hakanlık tahtına çıkışta da daima töre hükümleri göz önünde tutulmakta idi. 581'de ölen Gök-Türk hakanı Ta-po yerine onun vasiyet ettiği Ta-lo-pien'in hâkanlığını, töreye uymadığı için devlet meclisi red etmişti. Demek ki başlangıçtaki bütün karizmatik görüntüsüne rağmen, Türk hükümranlık telâkkisi kanuna dayanan meşrûiyetçi tipi temsil etmekte idi. Ancak siyasî iktidarın kaynağını Tanrıya bağlamakla, yani hakanı Tanrı huzurunda sorumlu tutmakla Türkler, bugün "millî irade" diye ifade edilen, hükümdar üstü "yüksek otorite" (Souveraineté, Sovereignty) meselesini, üstün siyasî kültürleri sayesinde daha o çağlarda halletmiş ve insanları hükümdarın şahsi insaf duygusuna sığınmaktan kurtarmıştı. Bu tarzda bir hükümranlık düşüncesi, yukarıda da söylediğimiz gibi, benzeri eski Roma'da görülen ve hükümdarın icraatının millet tarafından kontrolüne imkân veren, "imperium" şeklinde tecelli etmekte idi. Bu kontrol meclisler aracılığı ile yapılıyordu. Asya Hun devletinde bir daimî meclis (Danışma kurulu veya devlet meclisi) bir de her yılın 9. ayında güney sınırı civarındaki Ma-yi sahrasında yapılan umumî halk toplantısı vardı ki, bunda memleket meseleleri hakkında umumî müzakereler açılırdı. Bu toplantı De Groot, L. Wieger, P. W. Schmidt ve B. Szasz taraflarından "Reichstag", "Rat" ve "Assemblée national" (Millet Meclisi) olarak tavsif edilmiştir. Avrupa Hun İmparatorluğundaki benzer bir kuruluşa Priskos "seçkinler" veya "seçilmişler" meclisi adını vermektedir. Gök-Türklerde devlet meclisi ihtimal daimi idi. Çünkü yalnız askerî ve siyasî meselelerin değil, iktisat ve kültür işlerinin de burada konuşulup karara bağlandığı anlaşılıyor. Bilge Kagan'ın kurula getirdiği iki mesele: Türk ülkesinde şehirlerin, Çin'deki gibi, surlarla çevrilmesi ve Budizm ile Taoizm'in yurtta yayılmasının teşviki teklifleri, ünlü ""aygucı" (devlet müşaviri) Tonyukuk'un muhalefeti neticesinde red edilmişti. Bu meclis,, Uygurlar'da görüldüğü üzere, gerektiğinde, hanedan dışından dahi han seçebiliyordu. Hazarlar'da bir "ihtiyarlar meclisi" (A council of elders) vardı (Hâkan yasef'in mektubu ve Belazurî). Tuna Bulgarlarında bir "millet meclisi" bulunmakta idi. Oğuz hakan da, maiyeti de davet ettiği halk ile bir toplantı yaparak "kengeştiler". DLT'de "kengeş" abirinin "hakanın tekliflerini milletin tasvibine sunması" olarak açıklanması, aynı geleneğin Oğuzlar arasında da devam ettiğini gösterir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
KÜLTÜR VE TEŞKİLAT (SOSYAY YAPI-HÜKÜMRANLIK)
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Ülkücü Forum :: Ülkücülük ve Turan-
Buraya geçin: