AnasayfaAnasayfa  PortalPortal  GaleriGaleri  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

 

 


Paylaş | 
 

 İSLAMIN TEMEL KAYNAKLARI VE YARARLANMA YÖNTEMLERİ (SÜNNET)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
TURANCI_DELİTAY
Onursal Üye
Onursal Üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı : 247
Nerden Nerden : ANKARA
Kayıt Tarihi Kayıt Tarihi : 13/02/09

MesajKonu: İSLAMIN TEMEL KAYNAKLARI VE YARARLANMA YÖNTEMLERİ (SÜNNET)   Paz Şub. 15, 2009 4:49 pm

SÜNNET

Dar anlamda sünnet; Hz. Peygamber'in söz, fiil ve takrirleridir. Hadisler iki kısımdan oluşur: Birinci kısım; hadisin içeriğini sırası ile birbirine nakletmiş olan kimselerin adlarını içerir ve bu kısma İsnad denir ki, haberin sahih ve sağlam olduğunu bildiren esas demektir. İkinci kısım; metin yani nakledilen haberin asıl kısmıdır.

Hadislerin sınıflandırılması;
birçok açıdan mümkündür. Doğruluklarına göre:

1. Sahih Hadis: Sahih (sağlam, tam, mükemmel) hadis olabilmesi için isnadın illet (bozukluk) ile malul (sakat) olmaması gerekir. Hadisleri nakledenler bilinmeli, ilk başta ashab olmalıdır.

2. Zaif Hadis: Zaafla malul hadislerde içeriğin uymaması ile nakledenlerin ricalden olmaması durumları sözkonusu olabilir.

3. Mudrac Hadis: Hz. Peygamber'e isnat edilen hadis arasına laf sıkıştırabilir. Böyle bir hadis sıhhatini kaybeder. Eklenen kısmın ayrılması gerekir.

4. Metruk Hadis: Bir hadisin nakledilmesi sırasında silsile birden kopar, hepsi tanındığı halde biri tanınmayabilir, recalden değildir.

Eğer hadisleri nakledenlerde kesintisiz devamlılık varsa Muttasıl Hadis, nakledenlerin sırasında bir kesinti varsa Munkati Hadis denir.

Sahabe döneminden bize herhangi bir hadis külliyatı kalmamıştır. En meşhur hadisçiler Buhari, Müslim, Ebu Davud, El Tırmizi, El Nesai, İbni Mace'dir. En eski hadis kitabı ise, Ahmet Bin Hanbel'in Musnad'ıdır.

Hadislerin sıhhatini imtihan etme teknikleri:

1. Nakledilenlerin kesintisiz olarak zikredilmesi gerekir

2 Bir hadis, aynı konudaki başka bir hadisle açık çatışmaya düşmemelidir.

3 Tarihi bilinen olaylarla çatışmamalıdırlar.

4 Filolojik anlamda sahip olmalıdır.

Hadis tahsilcisi tarih ve lisan bilmelidir.

Buhari zaman, yer ve şahıslar açısından güçlü bir hukuk mantığına sahip olduğu için, karşılaştırmalar ve muhakemeler yaparak sahih olmayan hadisleri, birbirleriyle çelişen hadisleri ve şahitlerin uyuşmadığı hadisleri ayıklamıştır.

Hadislere yaklaşım açısından İslam mezheplerinde ayrılıklar söz konusudur. Sünni yaklaşıma yukarıda değinilmişti. ;

Şia:Bunlarda hadis sünnilerden daha geniş algılanmaktadır.

Hz. Peygamberin aile çevresi ve 12 imam dedikleri şahısların sözlerini kabul ederler.

Zeydiye (Yemen Şiası):İmamiye de denir. Hadisi biraz daha dar tutarlar, Hz. Peygamber, Hz. Ali, Hz. Fatma'ya dayanırlar. Hasan Hüseyin ve 12 İmam dedikleri şahısların sözlerini hadis olarak kabul etmezler.

Hariciler Hadisi dar tutarlar, dört halifeyi tanırlar. Kıyası kabul etmezler. Kıyas ile İslam'ın dejenere olduğunu ve bid'atların ortaya çıktığını söylerler.

Hadis ve hadis usul ilmi sayesinde, hadis ve rivayetler incelenerek Kur'an'a uygun düşmeyenleri terk edebilir. Hadisler Kur'an'a aykırı olamaz. Toplum hükümleri açıklayıcı ve somutlaştırıcı bir nitelik taşırlar. Şu ayet misal olarak verilebilir:" kendiliğinden konuşmaktadır. O'nun konuşması ancak, indirilen bir vahiy iledir"(Hecm Suresi 3,4). Bu konuda daha birçok ayet vardır.

Sünnetin açıkladığı her hüküm için Kur'an da uzak veya yakın bir ayet mevcuttur.

O halde hadislerin sıhhati bizim için önem taşımaktadır. Ancak sağlam hadisleri kaynak olarak kabul edebiliriz. Rivayet külliyatları, sadece rivayet kaynaşım ulaştıran zincir açısından ve "bu ravi yalan söylemez" ölçütü ile değil, Kur'an'a aykırı düşen ve bayağı seviyesiz kalan bir sözü filan ravi yalan söylemez ile Hz. Peygamber'e isnad etmek raviye saygı gösterirken Hz. Peygamber'e saygısızlık demektir.

Hadis uydurma faaliyeti, daha Hz. Peygamber'in sağlığında başlamış, Hz. Peygamber bunun üzerine bir hutbe irad ederek: "Kim bilerek bana yalan isnad eder, söylemediğim sözü bana atfederse , yeri cehennemdir" buyurmuştur. Hadislerde kargaşaya sebep olanların bir bölümünü mümin görünen münafıklar oluşturur.Münafıklar çekinmeksizin Hz. Peygamber'e yalan isnad ederler. Bazen hadislerin eksik aktarılma durumu da olabilir. Bazen de bir hadisi duyan kimsenin sonraları bunu değiştiren, kayıtlayan başka bir hadisten haberi olmama durumları da karışıklığa neden olabilir.Hadislerin hangi şartlarla ve ortamlarda söylendiğine dikkat etmek gerekir.

Sünnet sadece akademik ihtiyaçlar için bir "delil"olarak algılanmalıdır. Bugüne kadar yapılan sünnet tanımlarında sünnetin ferdi olarak kabul edildiğini ve tek tek fertlerin takip edecekleri bir yol olarak anlaşıldığını görmekteyiz. Sünnet, fert planında Hz. Peygamber gibi İslam'ı yaşamak olduğu kadar, aynı zamanda ve hatta önemlisi Hz. Peygamberin oluşturduğu Medine toplumu gibi bir toplumu çağımızda oluşturmaya çalışmaktadır; Diğer bir ifadeyle sünnetin amacı, sadece iyi birer Müslüman yetiştirmek değildir. Bilakis Hz. Peygamberin bütün çabalan, Kur'an'a dayalı bir toplumu oluşturma gayesine yöneliktir.

Mesele Müslümanların, ferdi düzeyde iyi birer Müslüman olmalarıyla bitmiyor. Müslümanların oluşturduğu bir toplum siyasi, iktisadi ve kültürel alanlarda da Hz. Peygamberin ilkelerini göz önüne almadıkça ve bu ilkelere dayanarak O'nun gerçekleştirdiği hedefleri gerçekleştirmedikçe o toplumun ve toplumu oluşturan fertlerin sünnete tabi olduklarından bahsetmek mümkün değildir. Zira sünnet parçalanmaz bir bütün halinde bir hayat tarzı bir dünya görüşüdür ve insanın sosyal ve ferdi her alanını kapsar.

Sünnetin kabul gören on iki kategoriye ayrılması şöyledir:

1. Yasama
2. Fetva
3. Yargı,
4. Devlet Başkanlığı,
5. İyiye, güzele teşvik,
6. Arabuluculuk,
7. Fikir danışmanlara yol gösterme,
8. Nasihat,
9. İnsanlara en mükemmel olana yönlendirme,
10. Yüce hakikatleri telkin,
11. Tehdit ye azarlama,
12. Yaratılış icabı ve maddi ihtiyaçlar gereği olarak yaptıkları.


İlk üç kategorinin bağlayıcılığı kesin olmakla beraber, diğer kategoriler için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Hz. Peygamber'in sünnetinin büyük bölümü teşri (yasak koyma) amaçlı olup, bağlayıcı özelliktedir. Fetva ile yargı da teşrii hükümlerin uygulanmasından ibarettir.

Sünneti Kur'an'dan bağımsız olarak düşünemeyiz. Çünkü Hz. Peygamber'in inanç, düşünce davranış ve hedeflerine yön veren bunları belirleyen Kur'an'dır. Hz. Peygamber'in sünnetini, "hayata aktarılmış Kur'an" şeklinde nitelendirmek hiç de yanlış olmayacaktır. Nitekim Hz. Ayşe, Hz. Peygamber'in ahlakı hakkında soru soranlara; "Siz Kur'an okumuyor musunuz? O'nun ahlakı Kur'an idi" şeklindeki cevabı bu durumu açıklamaya yeter.

O halde geniş bir sünnet tanımı yaparak konumuzu bağlayalım:

"Hz. Peygamber'in kendi döneminde İslam toplumunu akide, ibadet, siyaset, ekonomi, eğitim, hukuk, ahlak vb. ferdi ve sosyal hayatın her alanında yönlendirip yönetmede, Kur'an başta olmak üzere esas aldığı ilke ve prensipler bütününün oluşturduğu bir zihniyet ve dünya görüşüdür."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
İSLAMIN TEMEL KAYNAKLARI VE YARARLANMA YÖNTEMLERİ (SÜNNET)
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Belden aşağı Fıkralar
» Siyaset Felsefesinin Temel Kavramları
» İZMİR SEFERİHİSAR'DA TURİZM

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Ülkücü Forum :: Ülkücülük ve Turan-
Buraya geçin: