AnasayfaAnasayfa  PortalPortal  GaleriGaleri  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

 

 


Paylaş | 
 

 KARA EYLÜL ÇETESİ... DALTON KARDEŞLER...

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
SancaR 03
YÖNETİCİ
YÖNETİCİ
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı : 955
Nerden Nerden : Eskişehir
Kayıt Tarihi Kayıt Tarihi : 31/10/08

MesajKonu: KARA EYLÜL ÇETESİ... DALTON KARDEŞLER...   Cuma Ocak 09, 2009 9:14 am

KARA EYLÜL ÇETESİ... DALTON KARDEŞLER...



"11 Eylül 1980 saat 23.00 suları; Küçükesat'taki Büyükelçi Sokağına giren mavi renkli Ford 20M Bülten Sokak kavşağına yaklaşınca sağa çekti ve durdu. Karşı sıranın birkaç apartman ilerisinde bir giriş katının perdeleri kıpırdadı.

Yaşlı ford biraz sonra içindeki iki kişiyle Akay Yokuşu'ndan iniyordu. O zamanlar Necatibey Caddesi'nde olan TEK Genel Müdürlüğü'nün önüne geldiklerinde durdular. Arabadan inen "bürokrat" içeri girdi ve ekibin hazır olup olmadığını kontrol etti.

Ekibi taşıyan kamyonetin TEK binasından ayrılmasından bir saat sonra Bahçelievler'deki MHP Genel Merkezi'nin bulunduğu bölgenin ışıkları birden söndü.

Saat 02.30'du. ihtilal anonsu daha yapılmamıştı. Aynı saatlerde Bolu'daki komando tugayının Ankara'ya gönderilmiş olan taburundan bir "özel tim" Mamak nizamiyesinden dışarı çıktı.

Hedefi Bahçelievler'di. O gece elektriklerin birden nasıl kesiverildiği hala bir sır konusu... 12 Eylülcülere göre elektrik kesintilerinin sebebi bir tankın telsiz antenin elektrik teline çarpması sonucu meydana gelen bir teknik arıza. (1)




Ve senaryo böyle uygulanmaya başlıyordu... Saltık, Soyer, Özer üçlüsünün MHP ve Ülkücü Hareket'e yönelik planlı ve programlı çalışmaları doğrultusunda emirleri altındaki özel güçler devreye sokuldu ve karanlık MHP baskını böyle başlamıştı.

1978 yılında CHP iktidarı tarafından MHP aleyhine kurdurulan Pol-Der'li işkenceci özel timler 12 Eylül 1980 darbesiyle birlikte Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı'nın bünyesinde yer alan Başsavcı Nurettin Soyer'in emrinde darbenin yapıldığı gece kanunsuz bir şekilde MHP Genel Merkezi'ni bastılar, binada bulunan Gençlik Kolları Genel Başkan Vekili İsmet Mirzaoğlu ve Gençlik Kolları mensuplarından Osman Yurt ile birlikte 8 ülkücü genç gözaltına alındı.

Hiçbir siyasi parti MHP hariç ihtilal gecesi aranmadı ve basılmadı. Siyasi partilerin aranması ancak MGK'den çıkan bir emir doğrultusunda olurdu. Konseyin MHP'nin basılmasıyla ilgili herhangi bir yazılı emri yoktu. Ancak bu emir ihtilal sabahı verildi. MHP ile birlikte bütün siyasi partilerin de arama saati 10.00 olarak belirlenmişti.



Konseyin komutanlıklara hitaben siyasi partilerin aranması ile ilgili yazılı emri yayınladıktan sonra savcılar bütün partileri aramaya sabah saat 10.00'da başlamıştı. Ama MHP gece saat 2.30'da asker, polis karışımı özel timler tarafindan basıldı. MHP Genel Merkezi'nin baskınında başta Nurettin Soyer olmak üzere Pol-Der'li Zeki Kaman ve Dürüst Oktay gibi özel tim görevlilerinin bulunması da bu baskının gerçek amacını ortaya koyuyordu.

Konseyin yazılı talimatı üzerine komutanlıklara ulaşan emir doğrultusunda dönemin Ankara Sıkıyönetim Savcısı Nurettin Soyer, sabat saat 8.30'da savcılar binasına telefon ederek hepsinin Sıkıyönetim Komutanlığı'nın karargahına gelmesini istiyordıı ve partilerin emir aldığını söylüyor, şifahi emir veriyordıı savcılara. Ancak saat 8.30'dan sonra savcılar partileri aramaya resmi ve meşru kaynağa dayanarak gidebiliyorlardı. Ama her nedense MHP gece saat 2.30'da aranıyordu.

MHP ile ilgili görevlendirilen savcıların saat 10:00 dan sonra geldikleri MHP Genel Merkezi, onların haberi bile yokken ihtilal gecesi Nurettin Soyer tarafından önceden görevlendirilen yüzbaşı Serdar Akyaza ve komiser muavini Necmettin Esen komutasındaki ekipler tarafından aranıyordu. Arama işlemleri esnasında Genel Merkez'de gençlik kollarının 2 gün sonraki kurultayını yapmak için çalışmalar yapan gençlik kolları başkan vekili İsmet Mirzaoğlu ile birlikte 8 ülkücü genç vardı. Fakat arama işlemleri sırasında kanunen bu gençlerin de bulunması gerekirken ülkücü gençler bir odaya kapatılarak arama işlemlerine katılmaları engelleniyordu. Böylece MHP aleyhine suç unsuru olarak gösterilecek olan deliller ortaya çıkartılmaya çalışılacaktı.

Genel Merkez'deki arama çalışmaları sadece 12 Eylül gecesiyle de kalmayacak, bu aramalardan herhangi bir netice elde edemeyen karanlık güçler arama işlemlerini 12 Eylül'den 8 Ekim tarihine kadar sistemli bir şekilde sürdüreceklerdi. Her arama işlemlerinden sonra MHP ile hiç alakası olmayan çok önceden organize edilen bir takım suç unsurları MHP'de bulunmuş gibi gösterilip cuntacıların MHP aleyhine yapacakları düzenlemelere delil oluşturacaktı.

MHP Genel Merkezi'ne gece gelerek her türlü arama ve tarama işlerini yaparak kamuoyunda MHP'yi suçlu duruma düşürmek için çeşitli silahları MHP Genel Merkezi'nde bulunmuştur diyerek konseye yaranmak isteyen Nurettin Soyer zihniyetinin tek amaçları Milliyetçi Hareketi cuntanın mahkemelerinde yargılamaktı.

MHP Genel Merkezi aranırken, arama ile ilgili zabıt defterinin tutulması ve arama sona erdiğinde kapatılıp, mühürlenmesi işlemi yapılmadı. Aramaya maruz kalan MHP binasının sorumlularına verilmesi icab eden arama evrakları ve belgeleri verilmedi. Ve verilmeyiş sebepleri de hiç bir zaman açıklanmadı, açıklanamazdı da... Çünkü bu belgeler MHP sorumlularına verilmiş olsaydı, bunlar "MHP'deki aramada nelerin bulunmadığına dair belgeler" olacaktı.

Belgelerin verilmediği dönemde ülkücü hareket düşmanı malum basın devreye sokuldu. Ve arama sonuçları bire bin katılarak kamuoyuna yansıtıldı. Aramaya tabi tutulacak yerin sahibi veya eşyanın zilyedinin aramada hazır bulundurulmasına dair amir hüküm açıkça çiğnendi ve hiçbir MHP sorumlusu arama mahalline çağrılmadı. Askeri savcı 12 Eylül Mahkemelerinde MHP genel nıuhasibinin çağrılmış olduğunu fakat gelmediğini iddia etti. Bu da tamamen gerçeklere aykırı idi. Çünkü genel muhasip Mehmet Doğan kendisine böyle bir çağrının yapılmadığını mahkemede açıkça ifade etmişti.

MHP hakkında başlayacak olan tahkikatın iç yüzü burada ortaya çıkacaktı. Millî Güvenlik Konseyi'ni MHP aleyhine dava açılması noktasında etkileyen sebeplerin başında sözde arama çalışmaları esnasında 6 sayfa fotoğraf ve 2 sayfalık isim listesinin etkisi olmuştu. Özellikle fotoğraflarda kime ait olduğu belli olmayan silahların MHP'den çıkmış gibi gösterilmesi planlı olarak yapılan bir aldatmacaydı.

12 Eylül döneminde Ankara Sıkıyönetim Komutanı olan Recep Ergun bile kendisine bağlı olan Nurettin Soyer'in tamamen MHP ve ülkücüler aleyhine yapmış olduğu faaliyetlerden rahatsızlığını ve MHP ile ilgili yapılan illegal ııygulamaların perde arkasını şöyle anlatıyor:

"Siyasi partiler hakkında soruşturma açılması için emir verme yetkim yoktu.

12 Eylül günü, talî bölge sıkıyönetim komutanlığı yapan bir general telefon ederek Bahçelievler'deki MHP Gençlik Kolları Genel Merkezi'nin alt katının hastane olarak kullanıldığını Adlî Müşavirliğe bildirdi. Belirtilen adrese bir savcı gönderilmesi istenmiş, ancak Başsavcı Nurettin Soyer "kanunsuz olarak, MHP Genel Merkezi'ni aramış."

Emekli Orgeneral Recep Ergun daha sonra Sıkıyönetim Tali Bölge Komutanlığı yapan Korgeneral'le konuştum bana böyle bir telefondan haberi olmadığını, Bahçelievler semtini de çok iyi aradıklarını, böyle bir hastanenin bulunmadığının kesin olduğunu bildirerek, "Burada çeşitli ihtimaller akla geliyor. Belki de Nurettin Soyer, kendisi Korgeneral adına telefon edip mizansen hazırlamış ve ihbarda bulunmuştu" dedi.

"10 Ekim 1980 tarihine kadar Sıkıyönetim Komutanlıklarının 1402 sayılı kanıın gereği siyasi partiler hakkında soruşturma açma yetkisi yoktu. 12 Eylül'de Talî Bölge Komutanlığı, telefonla Adli Müşavirliği arayarak, "Bahçelievler'de, MHP Gençlik Kolları binası içerisinde tedavi gören insanlar var, bir savcı gelsin burayı incelesin ihbarında bulundu.

Bu ihbar üzerine bahsedilen yere bir savcı gönderilmesi istendi. Savcı arkadaşımız, dediğimiz yeri bırakıp gitmiş MHP Genel Merkezi'ne el koyup, aramış, üstelik yetkisi olmadığı halde, Bizim MHP Genel Merkezi'ne gittiğinden haberimiz yoktu. Söylediğimiz yer asla MHP Genel Merkezi değildi."

"Savcılık yeddiemininde bulunan 30 kadar silah kaybolmuştu. Suç unsuruydu aynı zamanda bunlar. Nurettin Soyer, bu 30 tabancayı kaybetti. Müfettiş istedim, geldi, ne yaptı bilemiyorum. Galiba hiç birşey yapmadı. Ama ben mecburum bunu gerekli mercilere intikal ettirmeye. Zira bu 30 silah olaylardan gelmişti, suç deliliydi. Hepsi kayıp oldu, Nurettin Soyer'in sorumluluğundaydı bu silahlar. Kayboldular. Bütün silahlar sol örgütlerden toplanmıştı."

Daha ne kadar yalanlar çıkacak bilmiyorum ama bir laf vardır, "Deveye boynun niye eğri demişler de, nerem doğru ki demiş"... Nurettin Soyer'in iddialarında hiçbir düzgün, doğru ifade yoktur. Bakın size şöyle anlatayım: "12 Eylül sabahı şifahi emir aldım. MHP parti merkezini araştırınaya gittim." diyor. Şimdi değil 12 Eylül sabahı, 10 Ekim'e kadar sıkıyönetim komutanlıklarının 1402 sayılı kanun gereği siyasi partiler hakkında soruşturma açmaya yetkisi yoktur. Biraz da, tahmin ederim ki, bu kişinin yaptığı baskı sonucu 10 Ekim'de bu kanun çıkmıştır. (Emrivaki sonııcu). Zira sıkıyönetimin esprisinde parti yoktur. Ne yapılmıştır, siyasi partilerin faaliyetleri durdurulmuştur, hukuki varlıkları devam ediyordu; parti başkanları vardı, Genel İdare Kurulu vardı, feshedilme olayı hele hiç yoktu. Feshedilme olayı bir, iki sene sonra olmuştur. 12 Eylül'den 10 Ekim'e kadar, kanuni düzene göre siyasi partiler hakkında kanuni işlem yapmaya tek yetkili Anayasa Mahkemesi ve Cumhuriyet Başsavcısıydı. Eğer ben, bırakın aklı başında olmayı, cinnet dahi geçirip de böyle bir emir versem, kendisinin bir hukukçu olarak "Aman efendim bu bizim yetkimiz dışı, ben nasıl giderim, ben nasıl btı işi yaparım" demesi gerekir. O çok öğündüğü "ben çok müstakil bir hakimim, ben burnumdan kıl aldırmam" diyen bu adamın, böyle emir alması durumunda karşı çıkması gerekirdi. Kaldı ki, tersine konuşuyor şimdi, "Ben ısrarla yazılı emir istedim, bana vermedi" diyor. Bir kere Cumhuriyet savcısının bana soruşturma emri ver diye gelip komutanı zorlaması veyahut bir askeri savcının zorlaması kanunlara aykırıdır. Sıkıyönetim komutanının yetkisi dışardan gördüğünüz gibi, büyük değildir. Yetkisi herhangi bir suç olayını görünce "Burada bir suç görüyorum bakar mısınız?" diyerek bir ihbar, bir ikaz yazısı göndermesidir. Savcı bunu ister kullanır, ister kullanmaz, kullanmazsa niye kullanmadın demeye dahi benim kanuni hakkım yoktur.

Daha o devirde bir suç içinde olduğunu itiraf ediyor. Ve ben şaşırıyorum, bilmiyor farkında değil, yaptığı suçu konuşuyor diyorum ben...

O dönemde binbir meselem vardı adli müşavirim bunun manasız olduğunu (kanuna aykırı olduğunu) bildiği için bana onun tarafından yapılmış bir yazılı müracaat göndermemiş olabilir. Çünkü yazılar benim önüme gelmez. Onun yazdığı yazılar yanımda bulunan yakası terazili, ondan daha seçkin hakimler kadrosunun önüne gelir. Bana hukuki yolları gösteren kadromun... Benim kadrom okumuştur onun vazılarını belki de bir tarafa koymuştur, böyle birşey olmaz diye... Ve bana göstermemiştir, zira ben böyle bir yazı görmedim. Kesin biliyorum, zaten kanun gereği böyle bir istekte bulunamaz.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://osmanlitokadi.turcforumpro.com
SancaR 03
YÖNETİCİ
YÖNETİCİ
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı : 955
Nerden Nerden : Eskişehir
Kayıt Tarihi Kayıt Tarihi : 31/10/08

MesajKonu: Geri: KARA EYLÜL ÇETESİ... DALTON KARDEŞLER...   Cuma Ocak 09, 2009 9:14 am

Üç sene beraber olmamıza rağmen ben bu arkadaşı üç defa ya gördüm ya görmedim. Çünkü kanunlarımız çok açıktır, yalnız ayda bir defa mahkemelerin seyri hakkında savcılar heyetinden bilgi alırım ve benden bir istekleri var mı, benim yapacağım eksik kalmış bir hizmet var mı bunu sorarım. Hiçbir zaman özel olarak Nurettin Soyer ile görüşmedim ve yanıma dahi çağırmadım. Bakın size enteresan bir hadise anlatayım. Şu anda vazifeli bir korgeneral arkadaşım (12 Eylül'de Tali Bölge Komutanı idi) telefonla sanırım adli müşavirimi aradı ve "Efendim, Bahçelievler'de MHP Gençlik Kolları binası içerisinde tedavi gören, burası hastane olmadığı halde tedavi gören insanlar var, bir savcı gelsin bunu incelesin" ihbarında bulundu. Adli müşavirime, "Söyleyin, başsavcıya, oraya bir savcı göndersin bakalım, olay neymiş baksın" dedim. Olay budur.

- Bu soruşturma olayı değildi, daha önceki bir zamanda silahlı çatışmalar yapmış ve hastaneyi hizmete sokmuş insanlar varsa, belki suçlu buluruz diye oraya savcı gitsin baksın dedim. Yalnız savcı arkadaşımızı Nurettin Soyer, dediğimiz yeri bırakıp, gitmiş MHP Genel Merkezine ve MHP Genel Merkezi'ne el koyup, aramış. Üstelik yetkisi olmadığı halde. Ve bizim MHP Genel Merkezine gittiği konusunda hiçbir bilgimiz yok. Söylediğimiz yer MHP Genel Merkezi asla değildi.

"Adli müşavirime telefon açarak yaralıların tedavi edildiği konusunda ihbarda bulunan korgeneral arkadaşımla telefonla görüştüm. Kendisinin bıı konuda hiçbir ihbarda bulunmadığını ve kastedilen bölgede çok iyi incelemeler yaptıklarını belirterek o bölgede, o tarihte hiçbir yaralının gizli tedavi görmediğini açıkladı. Burada çeşitli ihtimaller akla geliyor. Belki de Nurettin Soyer, kendisi korgeneral adına telefon açıp mizansen hazırlamış ve ihbarda bulunmuştur.

Bu olay, bir ay sonra ancak olabilirdi. Zira AP ve CHP'nin binalarının araştırılması Ekim'de, o kanun çıktıktan sonra, Ekim sonu, Kasım başında yapılmıştır. Nurettin Soyer ile karşı karşıya gelmedik ki, bana diğer partileri de araştırmak gerektiğini söyleyebilsin. Böyle birşey yok. Bunun şahitleri var. Şu konııştııklarımın hepsinin şahitleri de, evrakı da var...

- Nıırettin Soyer'in MHP Genel Merkezi'nde araştırma yapması kanuna aykırıdır.

- MHP'nin aranması sırasında Alparslan Türkeş'in kasasından çıkan belgeleri gördüğüm iddiası, hilaf-ı hakikattır... Ertesi gün (MHP Genel Merkezi'nin arandığı gecenin ertesi günü) Genelkurmay'dan çağırdılar. Gittim baktım Nurettin Soyer orada oturuyor. Beni görmedi ve bana değil oradaki bazı yetkililere, "Büyük suçlar tesbit ettim, soruşturma açacağım" diyordu. Bana döndüler, soruşturma emri verecek misin dediler. Kanuni olarak bu emri vermeye yetkim yok dedim. Bu konu, kanuni olarak beni ilgilendirmez. Bu konu 1402'ye girmez. Bu konu siyasi parti konusudıır, siyasi partiye ait kanun dışı işlemleri benim takip etmem için ya 1402 sayılı kanunun değişmesi lazım veya bu arkadaşın Cumhuriyet Başsavcısı'na evrakını vermesi lazım, zira şu andaki kanun bunu gerektiriyor dedim. Ben bunu söyleyince Nurettin Soyer'in tepkisi, "Ben bunu yaparım" şeklinde oldu. "Bana göre yapamazsın" dedim ve çıktım.

- Kanun gereği şifahi emir dahi vermeye yetkim yoktu."(2)

Savcı Nurettin Soyer'in nasıl bir zihniyete sahip olduğunu, Soyer'in ölümünden sonra "Nurettin Soyer Öldü" başlıklı bir yazıyı kaleme alan, kendisi de MHP Genel Merkezi'nin basıldığı saatlerde orada olan Gençlik Kolları mensuplarından Osman Yurt bakın neler söylüyor:

"Her fani gibi o da ölecekti, Bu ölüme sevinmek veya üzülmek değil, ismi etrafındaki sisi aralamak için, yazmaya değer.

Soyer herhangi bir askeri savcı değildi. 12 Eylül darbesi yapıldığında 4. Kolordu ve Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Başsavcılığı görevini yürütüyordu. Yeni nesiller bu ismi pek tanımasa da, dönemin acılarını yaşayanların hafızalarında silinmez izlerle kazınmış bir isimdir. Albay, Askeri Savcı Nurettin Soyer.

12 Mart 1971 Muhtırası'nda tasfiye edilen 9 Martçı, Baasçı YON Grubu'nun 28 Şubat sürecine kadar bir insiyatiflerinin bulunmadığı zannedilir. Bu büyük bir yanılgıdır. Y0N Grubu ordudaki varlığını her zaman güçlü bir şekilde korumuştur 12 Eylül döneminde bu grup MHP'ye karşı operasyonu yürütmüştü. Ankara Sıkıyönetim Komutanı Nihat Özer ve Savcı Soyer, bu grup adına ön plana çıkan isimler oldular. 12 Eylül yapıldığında Özer, Sıkıyönetim Komutanlığı'nı bırakmıştı. Genelkurmay'da idi.

Soyer Başsavcılık görevine devam ediyordu. İhtilalden çok önceleri MHP'ye karşı özel çalışma yapan, asker, istihbaratçı, polis ve sivillerden oluşan bir grubun varlığı biliniyordu. Nitekim, bu grubun elemanlığını yapan Hicabi Koçyiğit bildiklerini anlatmıştı ve bu anlatımı içeren kaset bizzat Türkeş Bey tarafından notere konuşulmuştu. 12 Eylül gecesi, daha ihtilal başlamadan MHP Gene1 Merkezi'nin, elektrikleri kesilmek suretiyle basılmasının gerisinde bu grup vardı. Daha sonra Soyer'in emrinde, savcılık polisleri olarak görev yapacak olan ve işkence/sorgu yaptıkları yer olan C-5 ismi ile tanınan polis timi de bıı grubun üyelerinden oluşmuştu. Daha sonra Konsey'den ödül alacak bu işkenceciler önlerine gelen hemen bütün MHP'lileri kinle işkencelerden geçirdiler.

12 Eylül gecesi MHP Genel Merkezi'nde gözaltına alınan 8 kişi arasında bu satırların yazarı da vardı. Darbenin ilk günü, Türkeş Bey teslim olmamış olduğu için sanıyorıız. (Genel Merkez'in yan tarafından ve iç kısımdan az miktarda olmak üzere silah ele geçmişti.), bu sekiz kişi Ankara Emniyet Müdürlüğü'nden serbest bırakıldılar. Serbest bırakan emniyetçiler, sorumluluğu atmak için, Albay'ın emri olduğunu söylüyorlardı. İhtilal saatinden önce MHP'nin basılması, daha sonra haklarında gıyabi tutuklama kararı verilecek olan sekiz kişinin, Türkeş Bey teslim olmadığı için serbest bırakılması emrinin Savcı Soyer'den geldiği anlaşılacaktı.

Soyer'in Konsey'le arasından su sızmazdı. Emrindeki bir komiser, MHP çevrelerinden iki gençten (Süleyman Baydili ve Teoman Akyar) yüksek miktarda para istemişti. Pek bir şeyle ilgileri olmayan, yeni iş yapmaya çalışan, ödemeleri mümkün olmayan para istenen bu şahıslar konuyu Merkez Komutanlığı'na götürmüşlerdi. Merkez Komutanı da Ankara Emniyet Müdürlüğüne havale etmişti. Ankara Emniyeti, komiseri, aracı kullandığı şahsın bürosunda, tehdit ettiği şahıslardan aldığı paralarla yakalamıştı. Komiser Emniyete götürüldü. Hava gerildi. Albay Savcı Soyer devreye girdi. Konsey soruşturmayı Soyer'in emrine verdi. Soyer de, mağdur iki genci suçlayarak, üç gün boyunca sorguladı. Komiseri kurtardılar Yalnız C-5'den uzaklaştırıldı. Komiserin yaptığını herkes biliyordu, inanıyordu. Bu sebeple savcılık ekibinde görev yapmasına izin vermediler. Bir süre açıkta bekletildikten sonra, başka bir yerde göreve döndürdüler. Soyer güçlü idi. Adamını korumuştu.

Şimdi Soyer de öldü. Bu dünyada hesap vermedi. Öbür dünyada verebilecek mi, bakalım."(3)

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://osmanlitokadi.turcforumpro.com
Genç_Asena
Yetkili Asena
Yetkili Asena
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı : 292
Nerden Nerden : ÇANNAKKALE/GÖKÇEADA
Kayıt Tarihi Kayıt Tarihi : 04/12/08

MesajKonu: Geri: KARA EYLÜL ÇETESİ... DALTON KARDEŞLER...   Cuma Ocak 09, 2009 4:23 pm

Paylaşım İçin Teşekkürler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Nazlı Hilal_03_26
Yetkili Asena
Yetkili Asena
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı : 155
Doğum tarihi Doğum tarihi : 17/09/92
Yaş Yaş : 25
Nerden Nerden : Eskişehir
İş/Meslek İş/Meslek : öğrenci
Kayıt Tarihi Kayıt Tarihi : 03/12/08

MesajKonu: Geri: KARA EYLÜL ÇETESİ... DALTON KARDEŞLER...   C.tesi Ocak 10, 2009 9:44 am

emeğine sağlık..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
KARA EYLÜL ÇETESİ... DALTON KARDEŞLER...
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Trendy eylül sayısında 4 yüz !
» Sehle Kemer,Cemre Kemer'in öz kardeşi değilmiş
» HALİT KARA OLDİ İŞTE:)
» ASILAN ÜLKÜCÜLERİN HİKAYESİ
» KADIN KAHRAMANLAR

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Ülkücü Forum :: 12 Eylül-
Buraya geçin: